Medya, bilindiği üzere başlı başına bir güçtür. Bu gücü kullanmayı herkes istemektedir. Dördüncü kuvvet olarak bilinen basın ve medya günümüzde siyasilerin bir aracı olarak da görev üstlenmekte “kamusal çıkarları” hiçe saymakta ve bu doğrultuda hareket etmektedir.

“Bilgi güçtür” İngiliz düşünür Françis Bacon’a ait olan bu söz, medyanın başlı başına bir güç olduğunu da net şekilde göstermektedir. Zira; demoktarik toplumlarda yönetilen kişilerin nasıl yönetilmek istedikleri bilgileri aktaran, yorumlayan, ulaştıran yine medyadır.

Diğer yandan halk adına yani kamusal yarar olarak iktidarı gözlemleyen ve tüm eylemleri ulaştırabilen medya güç ve yetkilerini de bu görevden almaktadır. Bu görev başlı başına iktidara muhalif olarak da konumlandırılmaktadır. Bu yüzden de siyasi kurum ve kuruluşlar, medyayı elinde tutarak kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak istemektedirler. Daha kötüsü de icraatlarını destekleyen bir havuz sistemli medya oluşturma çabasına girişmeleridir. Bunu Türkiye medyasında açık şekilde görebiliriz.

Günümüz Türkiye’sinde sıkça duyduğumuz “yandaş medya” “havuz medyası” gibi tabirler ve tanımlamalar bunların uygulamadaki tavırlarını ortaya çıkarmaktadır.

Siyasiler, medya patronlarını ellerine geçireren medyayı kontrol altına almaya çalışmaktadırlar. Medyanın kamusal yarar için bilgilendirme görevini de yasal düzenlemelerle birlikte faaliyet sınırlarını çizmekte, medyayı bu şekilde aşağılamaktadırlar. İstenmeyen haberlerin yayınlanmasını önlemek ve halkın bilgilendirmesine duvar çekmek; yayın yasaklarının alınması, gizlilik kararları (özellikle siyasi rüşvetler, patlayan bombalar, siyasilerin akrabalarında olan kötü olumsuz haberler, yolsuzluklar) gibi uygulamalar da bu sınır içerisinde değerlendirilmektedir.

Türkiye’de olan bu tip uygulamalar “Avrupa Konseyi İnsan Hakları Türkiye komiseri” Thomas Hammerberg’in ülkemize yaptığı ziyaret sonrasında da 12 Temmuz 2011’de yayınlanmış olan “Türkiye İfade ve Medya Özgürlüğü” raporunda açık şekilde görülmektedir. Sunduğu raporda özetle medya çalışanlarına karşı açılmış olan davaların uzun tutukluluk süresi olmasına, henüz yayınlanmayan kitapların toplatma kararı olduğuna, ifade özgürlüğü üzerinde çok büyük caydırıcı etkiler olduğuna, otosansüre yol açtığı görüşünde bir takım raporlar yayınlamıştır. Bu da demek oluyor ki Akp hükümeti tarafından medyaya ağır şekilde baskı uygulanmaktadır.

Konuya ilişkin örnekler önceki yıllara göre  tarandığında da ülkemizde iktidarın medyayı elinde tutması için bazı uygulamalar yaptığı görülmektedir. Aradan geçen bir aşıra rağmen günümüzde de bu tip örneklere ulaşmak kaçınılmazdır. Bu doğrultuda zaman zaman siyasal güç medyayı, zaman zaman medya siyasal gücü çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır. Bunu Türkiye medyasında hakim konumda yer alan İhlas Haber Ajansı’nda açık şekilde görebiliyoruz. Özellikle haber kanallarıyla iktidarın haberlerini pompalaması ile birlikte bağlı olduğu holdinginde güçlenmesini sağlamaktadırlar.

Konu radyo ve televizyon yayınlarına getirildiğinde iktidarın baskılarının arttığını görebilmekteyiz. TRT Müdürü Cem Duna’nın 1989 yılında istifasını açıklayan konuşması da bunu net şekilde göstermektedir “Başbakanın emri ile geldim, emri ile gidiyorum”. Tüm dünyanın medyasına hakim olan BBC kanalı, siyasal iktidarlara karşı olan yayın özgürlüğünü korumak adına gerçekleştirdiği müdahaleler sayesinde bugünki güven ve sayğınlığını kazanmıştır.

Sonuç olarak geçmişten günümüze medya siyasal baskı altında tutulmuş, medyanın kamusal yararı ve halkın bilgilendirme özgürlüğü hiçe sayılmıştır. Bunu son referandumda yine net şekilde gördük. Maalesef ki siyasi iktidara yakın olan yandaş medya tarafından referandumun içeriğine dair tek bir madde bile halka paylaşılamamış ve “evet” oyu vermenin iyi getireceği görüşü sürekli olarak pompalanmıştır. Bunun sonucunda da yine referandum da az bir farkla da olsa evet kazanmıştır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.